Kategori arşivi: Uncategorized

Ankara Tazminat Davası

Ankara Tazminat davaları Türk hukukunda farklı hukuk dallarında ve farklı kanunlarda dağınık olarak düzenlenmiş bu da tazminat davalarında çeşitliliğe sebep olmuştur. Türk Hukukundaki başlıca tazminat davaları şunlardır:
Boşanma Maddi Tazminat Davası
Boşanma Manevi Tazminat Davası
Kıdem Tazminatı Davası
İş Kazası Tazminat Davası
İşe Başlatmama Tazminat Davası
Haksız Tutuklanma Tazminat Davası
Trafik Kazası Tazminat Davası
Tıbbi Hata (Malpraktis) Tazminat Davası
Kişilik Haklarına Saldırı Tazminat Davası
Haksız Fiil Tazminat Davası
Markaya Tecavüz Maddi Tazminat Davası
Markaya Tecavüz Manevi Tazminat Davası
Marka İtibar Tazminatı Davası
Nişanlanma Maddi Tazminat Davası
Nişanlanma Manevi Tazminat Davası

Khk İhraçlarında Görevli Mahkeme Ve Yargılama

Ülke çapında ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname’lerle birçok kamu personeli mesleğinden ihraç edilmiştir. 667 sayılı KHK ile başlayan ve devam eden süreçte, kamu çalışanları ilgili KHK’lerin yayınlanmasıyla başkaca bir tebligat ve araştırmaya gerek kalmaksızın mesleklerinden ihraç edilmiştir.

İlgililer bu idari işlemlerin yargısal denetimi için çeşitli hukuk mercilerine başvurular yapmaktadır. Danıştay, İlk derece İdare Mahkemeleri, Anayasa Mahkemesi gibi başvurular yapılmaktadır. Fakat KHK ile ilgili meslekten atılanların hangi adlî merciye başvuracağı konusunda, yargı makamları dahil hukuk camiasında derin bir tartışma söz konusudur.

Hemen belirtmek gerekir ki, yaşanılan hak ihlalinden dolayı başvurulması gereken yerin İdari Yargı olduğu kanısındayız. İdari Yargılama Usulu Kanunu(İYUK)’nun 2.maddesi gereği görevli yargı, idari yargıdır. İYUK’un 33. maddesi de kamu görevlilirin özlük işlemlerinden kaynaklanan davalarda yetkiyi belirler. Dolayısıyla KHK ile meslekten ihraç edilen kamu görevlilerinin ilgili maddeler gereği başvurması gereken merci, son görev yaptıkları yerde yetkili idare mahkemesidir.

Buna rağmen uygulamada İdare Mahkemeleri tarafından, meslekten ihraçlarla ilgili açılan iptal davalarında, inceleme alanına girmediğinden kaynaklı olarak incelenmeksizin davanın reddine karar verilmektedir. Fakat Olağan Kanun yolu denetimi olan ve İdare Mahkeme’lerinin üst derece görevli mahkemesi olan Danıştay’ın 5. Dairesi; 2016/8196 Esas 2016/4066 Karar sayılı ve 4 Ekim 2016 tarihli kararı’nda açıkça KHK ihraçlarında idare Mahkemelerinin görevli olduğuna karar vermiştir. Karar bölümünden bir alıntı aşağıdaki gibidir;

” … Buna göre KHK’nın 3. ve 4. maddelerinde öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarma; adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.

Bu durumda, davacı hakkındaki , Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararının disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan ve yargı denetimine tabi bir disiplin cezası olan meslekten çıkarma cezası niteliğinde olmadığı dikkate alındığında, 6087 sayılı Kanunun yukarıda yer verilen 33. maddesinde yer alan hüküm uyarınca, ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görülebilecek bir uyuşmazlık bulunmadığından, çözümünde idari yargıda genel görevli yargı yeri olan idare mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.”

Sonuç olarak Kanun Hükmünde Kararname’lerle meslekten ihracı düzenleyen idari işlemlerin iptali için kamu görevlisinin son çalıştığı yer idare mahkemesine başvurulmalıdır. Ayrıca hak arama hürriyeti kapsamıda ilgili KHK’nin yayınlanması ile birlikte Anayasa Mahkemesi’ne akabinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurulabilir.

Değer Kaybı Davaları

TRAFİK KAZALARINDAN KAYNAKLANAN DEĞER KAYBI DAVALARI

Değer kaybı, yaşanılan kaza sonucu, aracın piyasa değerinde yaşanan düşüşü ifade eder. Bilindiği üzere trafik kazalarında meydana gelen hasar, kusurlu sürücünün zorunlu trafik sigortasından tazmin edilir. Kusurlu sürücünün ayrıca kaskosu da varsa kendi aracının da hasarları kasko tarafından karşılanır. Fakat kaza sonucu araçta meydana gelen tek zarar parça ve onarım zararları değildir. Kaza geçiren araç onarılsa bile değeri artık kazasız emsallerine göre fiyat olarak daha düşük duruma gelecektir. Örneğin boyalı ve değişen parçalı bir araç, boyasız ve değişensiz emsaline göre daha düşük bir satım değerine sahip olur.

İşte araçta yaşanan bu değer kaybı meydana gelen kazadan kaynaklandığı için, bu değer kaybı zararının da tazmin edilmesi gerekmektedir. Bu zararın kimden isteneceği de zorunlu trafik sigortasının teminat kapsamına veya kaskonun teminat kapsamına göre değişmektedir. Eğer değer kaybı teminat kapsamında ise meydana gelen zarardan ilgili sigorta şirketleri, değer kaybı teminat dışında ise kazada kusurlu olan taraf meydana gelen değer kaybından sorumludur.

Temel olarak bir tazminat davası olan değer kaybı davalarında ve trafik kazalarından kaynaklanan ceza davalarında büromuz müvekkilerine faydacı hizmetler sunmaktadır

İştirak Nafakasının Artırılması Veya Kaldırılması Davaları

İŞTİRAK NAFAKASININ ARTIRILMASI VEYA KALDIRILMASI DAVASI

İştirak nafakası Türk Medeni Kanunu’nun 182. Maddesinde vücut bulan ve boşanmanın maddi sonuçlarına bağlı bir edimdir. Buna göre boşanma neticesinde velayet kendisine verilmeyen taraf, 18 yaşını geçmemiş çocuk için diğer eşe özellikle sağlık, eğitim, bakım giderleri gibi giderleri kapsayan, adına iştirak nafakası denen ve mahkeme tarafından hükmedilen parayı ödemek zorundadır.

İştirak nafakası genellikle boşanma talepleri ile birlikte istenir. Boşanma talebiyle birlikte istenmese bile, kamu yararını lgilendiren bir durum söz konusu olduğu için mahkeme şartları oluşmuşsa, kendiliğinden iştirak nafakası ödenmesine karar verebilir. Mahkeme tarafların maddi durumlarını göz önünde bulundurarak, uygun bir bedeli iştirak nafakası olarak belirler.

Tarafların maddi durumlarında ve çocuğun giderlerinde zaman içerisinde değişiklik meydana gelebilir. Dolayısıyla mahkeme tarafından zamanında hükmedilen iştirak nafakası artık yetersiz kalabilir. İşte Medeni Kanunumuz, iştirak nafakasını düzenlediği 327-331 maddeleri arasında; 331. Maddesinde “Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.” hükmüyle bu durumu belirlemiştir. Çocuğun bakım giderlerlerinin artması ve velayet sahibi olan eşin artık bu giderleri karşılamada güçlük çekmesi halinde bu madde dayanak gösterilerek iştirak nafakasının artırılması talep edilebilir.

Aynı şekilde çocuğun giderlerinin artmasıyla beraber, velayet sahibi eşin gelirlerinin de artması halinde; velayet sahibi olmayan eşin de maddi durumu kötüleşerek velayet sahibi olmayan eş aciz duruma düştü ise; mahkeme tarafından hükmedilen iştirak nafakasının kaldırılması davası da açılabilir.

Ankara Hukuk büromuz, konusunda uzman avukatlarıyla temel olarak aile hukukundan kaynaklanan, iştirak nafakasının artırılması ve iştirak nafakasının kaldırılması davalarında müvekkillerine hizmet vermektedir.

Mirasın Hükmen Reddi Davası

Türk Medeni Kanunu’na göre, miras bırakanın ölüm tarihinde terekesi borca batıksa, bu miras mirasçıları tarafından reddedilmiş sayılacaktır. Gerçekten de Medeni Kanunumuzun 605. maddesinin II. fıkrası, açıkça borca batık olduğu tespit edilen terekeyle ilgili mirasın reddedilmiş sayılacağını belirlemiştir.

Medeni Kanunun 605. ve 606. maddelerinden çıkardığımız sonuca göre genel olarak, miras 3 ay içerisinde, yasal mirasçılar tarafından reddedilmelidir. Buna göre yasal mirasçılar murisin ölümünden sonra 3 ay içerisinde Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak mirasın reddini talep edebilirler.

Bununla birlikte her durumda terekenin borca batık olduğu 3 içerisinde belirlenmeyebilmektedir. Bazı durumlarda terekenin borca batık olduğu aylar veya yıllar sonrasında ortaya çıkabilmektedir. Öldüğünde hiçbir borcu olmadığı düşünülen kişi hakkında yasal mirasçılar, mirasçılık sıfatları yüzünden aylar sonra icra takipleriyle karşı karşıya kalabilirler. 3 aylık yasal red süresi geçtiği için de Sulh Hukuk Mahkemesi’nden mirasın reddini talep hakları geçmiş olacaktır.

İşte böyle durumlarda Medeni Kanun, mirasçılara “Mirasın Hükmen Reddi” davasıyla 3 aylık süre geçse bile dava açma ve koşulları varsa mirası reddetme hakkı vermektedir. Açılacak dava ile mahkeme,ölen kişinin vergi ve sigorta kayıtlarını, tapu mal varlığı kayıtlarını ve banka hesaplarını araştıracak ve şartları oluşmuşsa yasal mirasçılar bakımından mirasın hükmen reddedildiğine karar verecektir. Bu karar dolayısıyla yasal mirasçılar, miras bırakanın borçlarından kurtulacaktır.

Mirasın hükmen reddedilmesiyle ilgili, merkezi Ankara’da ki bulunan avukatlık büromuza başvurarak detaylı bilgi alabilirsiniz.

EPDK Tarafından Kesilen Cezalar Zamanaşımı

Bilindiği üzere Enerji Piyayasası Düzenleme Kurulu, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun çeşitli hükümlerine göre ilgililere idari para cezaları kesmektedir. 5015 Sayılı Kanunun 19. Maddesinde kademeli olarak idari para cezaları düzenlenmiştir. Kurum tarafından yasaya uygun olarak kesilen idari para cezaları, gene kanunun belirlediği denetim mekanizmasından geçirilerek kesinleştirilir. Akabinde tahsil amacıyla vergi dairelerine kamu alacağı olarak intikal ettirilir.

Bu süreç içerisinde idarenin eylemlerinin de belirli süreler içerisinde yapılması gerekmektedir. 5015 sayılı kanun kapsamında kesilen cezalar 5326 sayılı Kabahetler Kanunu uygulamasına tabidir. Kabahetler Kanununda iki tür zamanaşımı düzenlenmiştir bunlar; Soruşturma zamanaşımı ve Yerine getirme zamanaşımıdır. Bu düzenlemelere göre 5015 sayılı Kanuna aykırı fiillere ilişkin kesilmesi gereken cezaların soruşturması, cezanın boyutuna göre üç ila beş yıl arasında yapılmalı, kesilen bu ceza gene kanunun düzenlemesine göre 3 ila 7 yılda yerine getirilmelidir. 6138 sayılı Kanunun Tahsil zamanaşımını düzenleyen 102. Maddesi ise, kamu alacağının zamanaşımını kesen haller dışında 5 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını düzenlese de özel kanun hükümlerini saklı tuttuğu için EPDK tarafından kesilecek idari cezalarda uygulanacak zamanaşımı süresi 5326 sayılı kanuna tabi olan 3 ila 7 yıllık zamanaşımı süresidir.

EPDK tarafından kesilen cezaların itiraz prosedürü ve idari para cezalarının zamanaşımıyla ilgili İzmir merkezli avukatlık büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

OHAL Dönemi Gözaltı Tutuklama ve Terör Soruşturmaları

OHAL döneminde Gözaltı ve Tutuklama ve terör soruşturmaları
Bilindiği üzere 20.07.2016 tarihinde, ülkemizde ilan edilen Olağanüstü Hal akabinde, OHAL’in gerekliliğine uygun önleyici tedbirlerin alınması amacıyla Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyelerinin de imzasını taşıyan, Kanun Hükmünde Kararname’ler çıkarılmaya başlanmıştır. Özellikle 667 ve 668 no’lu kararnameler Ceza Hukukunun ve Ceza Muhakameleri Hukukunun temel disiplinlerinde köklü değişikliğe yol açmıştır.

Gözaltı işlemi, suç şüphesi olan kişinin çeşitli nedenlerle Cumhuriyet Savcısının kararıyla, kolluk tarafından belirli bir süre alıkonulması işlemidir. Gözaltı Süreleri normalde, genel suçlar bakımından en fazla 24 saat, suçüstü halleri ve özel hallerde 48 saat, toplu suçlarda ise 4 gün olacak şekilde düzenlenmiştir. Normal sürede kişi kolluk tarafından göz altına alındığı anda gerekli durumlarda kendisine barodan bir CMK avukatı talep edilir ve şüpheliye kanunî hakları hatırlatılır. Fakat OHAL kapsamında çıkarılan 667 sayılı KHK ile birlikte FETÖ/PDY soruşturması gibi terör soruşturmalarında, gözaltı süresi 30 güne çıkarılmıştır. Devam eden düzenlemelerle, şüphelinin varsa avukatıyla bile 5 gün boyunca görüşemeyeceği düzenleme altına alınmıştır. Ayrıca FETÖ/PDY soruşturması gibi terör soruşturmalarında şüphelinin gözaltı işlemi sırasında avukatıyla yapacağı görüşmeler savcılık iznine tabi tutulmuş ve kayıt altına alınma şartına tabi tutulmuştur. Gözlatı süresi boyunca kişinin ailesi dahil kimseyle görüşme hakkı bulunmamaktadır, ancak karakolda temel ihtiyaçların karşılanması için kolluk kontrolünden geçmek şartıyla dışarıdan korunma-ısınma için gerekli bazı kişisel eşyaları getirilebilir. OHAL döneminde getirilen kurallar gereği yürütülen soruşturmalarda gizlilik kararı olduğu için, şüpheli ve avukatı, dosyayı inceleyemez, kişiye isnat edilen suçla ilgili bilgi alamaz.

Gözaltı işlemi neticesinde kişinin öncelikle kolluk tarafından ifadesi alınır daha sonra şüphelinin soruşturmayı yürüten Savcı tarafından ifadesi alınır. Tutuklama sebeplerinin varlığı halinde şüpheli tutuklanmak üzere Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilir. Burada sorgu aşamasında yapılan değerlendirme neticesinde şüpheli hakkında tutuklama kararı, adli kotrol kararları verilebilir veya şüphelinin serbest bırakılmasına karar verilebilir. OHAL dönemi soruşturmaları ile ilgili önemli bir düzenleme de “etkin pişmanlıktır.” Ohal dönemi soruşturmalarında özellike FETÖ/PDY soruşturmalarında etkin pişmanlık kurumu önemli bir yer tutar. Bu soruşturmalarda etkin pişmanlık tanımı genel tanımından farklı şekilde kullanılmaktadır. Buna göre örgüt üyesi olmak isnadıyla gözlatına alınan bir şüphelinin, savcılık tarafından yürütülen soruşturmaya yardımcı olacak şekilde bilgiler vermesi etkin pişmanlık durumunu oluşturur. Gerçek ifadelerle etkin pişmanlıktan yararlanan şüphelinin tutuklanma ihtimali görece daha düşüktür. Bir kere verilen tutuklama kararından sonra da kişi ek ifade vermek suretiyle etkin pişmanlıktan yararlanabilir. Yani ceza evinde terör örgütü üyesi olduğu kuvvetli şüphesiyle tutuklu bulunan bir şüpheli, yeniden ifade vermek suretiyle etkin pişmanlıktan faydalanabilir. Bunun için soruşturma savcısının ek ifade verme talebini kabul etmesi gerekir. Ayrıca etkin pişmanlığın şartlarını yerine getirip gerçek ifadelerle soruşturmanın yürütülmesine yardımcı olan kişiler hakkında tahliye kararı verilebilir.

Ankara merkezli avukatlık büromuz ceza hukuku alanında müvekkillerine ve müvekkillerinin ailelerine vekillik/müdafiilik hizmeti vermektedir.

Ankara İcra İflas Avukatı

Ankara İcra ve İflas Hukuku Avukatı
İcra ve İflas Hukuku, hakkın cebren alınması, hukuksal anlamda gerekli olanın zorla yerine getirilmesi gibi icra konuları düzenleyen bir öze-kamu hukuku karışımı hukuk dalıdır. Hiçbir hak(mahkeme kararları dahil) icrayla ortaya konana kadar gerçekliğe bürünemez, muteber olamaz. İcra Hukuku öncelikle hakların icrasıyla ilgilenir. Bu hakların icrası noktasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü de icra ve iflas hukukun konusunu oluşturur. Büromuz alacakların tahsilatı konusunda müvekkillerine hizmetler sunar. Bu kapsamda mahkeme kararlarının, senetlerden/çeklerden/sözleşmelerden kaynaklanan alacakların, kira sözleşmelerinden kaynaklanan alacakların tahsili sağlanır, tahsile giden yolda karşılaşılabilecek uyuşmazlıklarda(itirazın iptali,kaldırılması vs.) hukuki destek verilir.

Ankara icra ve iflas hukuk davaları ve avukatlık ihtiyaçlarınız için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

İdare Hukuk Avukatı

Ankara idare Hukuku Avukatı
İdare Hukuku, idarenin(kısaca devletin tüm kurumları) işlemlerini inceleyen, gerektiğinde idareyi denetleyen ve işlemini düzelten kuralları da içeren bir kamu hukuku dalıdır. ülkemizde İdari Yargı özel hukuktan ayrı olarak düzenlenmiştir yani anglo-sakson ülkelerinin aksine ülkemizde yargı ayrılığı ilkesi geçerlidir.
İdare hukuku devletin, bireyleri hakkında tesis ettiği işlemlerin incelenmsini ve yargılanmasını sağlar. Konusu oldukça geniştir. İdare hukukunda iki temel dava vardır. Bunlar Tam yargı davası ve iptal davasıdır. Tam yargı davaları temel olarak idareye karşı açılan tazminat davalarını içerir. İptal davaları ise idari işlemlerin 5 unsuru bakımından denetlenmesini sağlar. Yani idarelerin tesis ettiği işlemlerin iptalini sağlar. Örnek vermek gerekirse bir kamu çalışanı mesleğinden ihraç edilirse açacağı ilk dava, bu kararın iptali davasıdır. Bu işlemden dolayı ayrıca zarar da gördüyse tam yargı davası açmak suretiyle bu zararını da isteyebilir.
Büromuz, İdare Hukuku kapsamında meslekten çıkarılmadan kaynaklanan davalar, imar mevzuatından kaynaklanan davalar, vergi mevzuatından kaynaklanan davalar vb. idarenin işlemleri ile ilgili açılacak davalarda ve idari başvurularda müvekkillerine hizmet vermektedir.

Ankara İdare Hukuk Davaları ve Avukatlık İhtiyaçlarınız İçin Bize Ulaşabilirsiniz.

Sair ve İdari İşlemler Avukatı

Ankara Sair Dava ve İdari İşlemler
Hukuk genel anlamda “haklar” anlamına gelmektedir. Hakların geri alınması, iadesi anlamına gelmektedir. Genel olarak hukukun alt dallarının ne anlam ifade ettiği ve neyi amaçladığı teker teker yukarıda sayılmıştır. Fakat hakkın alınması yani Hukuk, aktarılanlarla sınırlı değildir. Büromuz bu sayılan konuların haricinde meydana gelebilecek tüm konularda, gerek idari işlemler yoluyla gerekse de davalar yoluyla müvekkillerine faydacı hizmetler vermektedir.

Ankara Sair ve İdari İşlemler hukuk davaları ve Avukatlık ihtiyaçlarınız için bizimle iletişime geçebilirsiniz.